19 Şub 2010

yorgun düş(git)

Ben aslında hiç böyle değildim
Kimseyi sevmezdim bu kadar
İçime kapanıp kalmıştım.
Ben burada
Küçücük odamda..

Ben aslında hiç böyle değildim
Kötülük çıkmazdı aklımdan
İyilik yapmazdım kimseye.
Kendime bile
Git
Sakın dönme bana
Git
Hak ettim galiba
Git..!

Beni aldın, böldün!
Tükettin!
Bıraktın!
Attın!
Dağıttın!
Paramparça ettin ..!

yere yakın perspektif

"Bilinç, korkunç bir lanettir. Düsünürsün, hissedersin, acı çekersin... "
Craig Schwartz - Being John Malkovich

(thanks sophie)

yenilik

gri bir ömre çalan

7 Şub 2010

verdim ona canımı gitti

nerde bir topluluk görürsen, tellal,
hiç durma, bağır:
kaçan bir kul gördünüz mü ey insanlar, de,
tertemiz kokan bir kul gördünüz mü,
ay parçası bir yüzü var,
baştanbaşa fitne.

savaş vakti tez gider, de , tellal,
barış vakti uysal olur, de.

nerde bir topluluk görürsen, tellal,
hiç durma, bağır:
ince boylu, güler yüzlü, tatlı sözlü,
tez canlı, çevik bir kul gördünüz mü?
sırtında bir al kaftan taşıyor.

kucağında bir rebap, elinde bir yay var, de , tellal,
çaldığı hep güzel, hep sıcak havalar, de.

nerede bir topluluk görürsen, tellal,
hiç durma, bağır:
onun bağından bir meyva devşiren var mı ey insanlar, de,
onun gül bahçesinden bir demet gül deren var mı?

iş ki çıksın bir habercik getirsin biri ondan bana, tellal
çıksın biri ondan bana bir şeyler desin iş ki,
söyle, verdim canımı ona gitti, telal,
verdim ona gitti.


tamamlanamamış düşler




(676) Ey Parlak Dolunay! Senin o keman kaşlarından gönül ok darbeleriyle kırılmış, kanlarla dolu bir şişe halini alır. Bilmem ki gönüle, şişeye, kana benzer alemde ne var, dedim. Hemen dolu kadehi kaldırdı, al dedi.




(677) Saki! Bana katıksız şarap getir!. O özgür insanlara taze can veren iksirden getir! Diyorsun ki, feleğin bu dönüşünden bir rüzgar kopacaktır. Sen, o rüzgar esinceye kadar bâde getir bize!

kirli bir fotoğraf

Göz gamın ne olduğunu bilseydi,

Gökyüzü bu ayrılığı çekseydi,
Padişah bu acıyı duysaydı;
Göz gece demez gündüz demez ağlardı,

Gökyüzü yıldızlarla, güneşle, ayla ağlardı
Gece demez gündüz demez ağlardı.
Padişah bakardı tacına, tahtına, tolgasına, kemerine,
Gece demez gündüz demez ağlardı.

Gül bahçesi güzün geleceğini duysaydı,
Uçan kuş avlanacağını bilseydi,
Gül bahçesi hem güle hem dala ağlardı,
Uçan kuş uçmaktan vazgeçer ağlardı,

Zaloğlu bu zülmü görseydi,
Ecel bu çığlığı duysaydı,
Cellâdın yüreği olsaydı;
Zaloğlu savaşa, yiğitliğe ağlardı,
Ecel kendine bakar ağlardı,
Cellât, yüreği taş olsa, ağlardı.

Tabut, içine gireni bilseydi,
Hayvanlarda bir parça akıl olsaydı;
Tabut omuzda giderken ağlardı
Öküzler, beygirler, kediler ağlardı.

Ölüm acılarını gördü bu can,
Koyuldu işte böyle ağlamaya.
Olanlar oldu, gitti dostum benim.
Şu dünya bir altüst olsa, ağlasa yeri var.
Öylesine topraklar altında kalmışım.

bir üç beş

Hava kurşun gibi ağır!!
Bağır bağır bağır bağırıyorum.
Koşun
kurşun
erit-
-meğe
çağırıyorum...
O diyor ki bana:
- Sen kendi sesinle kül olursun ey!
Kerem gibi yana yana...
"Deeeert çok,
hemdert yok"
Yürek-
-lerin
kulak-
-ları
sağır...
Hava kurşun gibi ağır...

(nazım)

ayrı(k)