3 Kas 2010

eyvallah

Sarhoş oldum mu aklım azalır;
Ayıldım mı sevincim dağılır.
Ne sarhoş, ne ayık bir hal var ya;
En güzeli öyle yaşamaktır...

zıkkım kanışlarımız

Ne olur bir sabah kapım çalınsa
açınca gülüşün içime dolsa.
Belki bir meyhane biraz da rakı,
sen türkü söylesen ben eşlik etsem...

Bakmayın çekilen perdelerin aydınlık oluşunu bu şehirde.
Renk renk desenlerine kanmayın.
Saklısında kimbilir kaç yüreği bu ayrılıklar boğar .
Kimbilir, ardına kadar susmuş ömürleri paslanmış ne çok kapı bekler

Hasretin gibi çarpıyorum kapıları.
Soluk soluğa atıyorum kendimi sokağa.
Taşlarında izmaritlerimi ezdiğim kaldırımlar,
sicim bir yağmur altında.
Bir yanıtım yoktur;
seni soran açelyalara.


Bir meyhane bulur beni!
Beyaz, keteni kirlenmiş masalar.
Yorulmuş bir rakı alır beni;
kalbime seni sorar...
O an duracak zannederim bu gevezeyi.
Sol kolumda bu aşkın uyuşmuş ağrısı...

"yine de"

Geceler tanır beni; konarım göçerim ben.
Geceler tanır beni; kan damlar içerim ben.
Anne, sen beni unut. Karanlığın bağrında
Kırmızılar ekerim, siyahlar biçerim ben.
Suçüstü yakalandım bölüşürken kalbimi,
Suçüstü, kelepçeyle yardılar bileğimi.
Anne, ben diyar diyar umudun savaşçısı,
Bir tutam sevgi için dağladım gözlerimi.
Prometheus'tum, çiviyle çakılırken taşlara
Ciğerimi kartallara yedirdim.
Spartakus'tüm, köleliğin çığlığında.
Aslanlara yem oldum, tükendim.
Kör kuyuların dibinde Yusuf'tum,
Kerbela çölünde Hüseyin.
Zindanlarda Cem Sultan, sehpada Pir Sultan.
Kaçıncı ölmem, kaçıncı dirilmem bu?
Tanrılardan ateş çaldım,
Yüzyıllarca tutuştum, üstüste yandım...